Fok katliamına karşı: Et yerim, kürk giymem


Fok katliamına karşı: Et yerim, kürk giymem

Evet sevgili denizden babası çıksa yiyengiller, yine bir çevre yazımla daha karşınızdayım. Bugünkü konumuz, geçenlerde basında geniş yer bulanFOK Youadındaki bir kürk falan fistan markasının depreştirdiği tepkiler ve bir etyiyen olarak konuya nasıl yaklaştığım olacak. Yanisi annem,“Et de yesek fok katili değiliz ulan!”tadında bir gerekçeli karar yazacağım.

Vejetaryen, vegan gibi pek sevgili arkadaşlar için biz etyiyenler de birer katil ya da en azından cinayete göz yumançakma hayvanseverlerolduğumuz için, biliyorum ki siz onların paylaşımını görünce bu fok olayına da hiç bulaşmayayım yoksa kabak benim başıma patlayacak dediniz. Çünkü sen tam “foklara özgürlük!” diye höykürdüğün anda o vegan arkadaş sana“Kuzu eti yiyon ama, kokoreç gördün mü koşuyon it oğlusu! Ne farkı var bu cinayetlerin?”diye çemkiriyor. Hani, sen haksız sayılmazsınız, ama hani, onlar da“ilk bakışta”pek haksız sayılmaz yani. Öyleyse şunu da anladınız, yazıda birazet yeme felsefemüzerinde de duracağım. Gelebilecek tepkileri düşünüyorum da, ooo, ısınacak mı buralar ne?..

Günah çıkarma yahut itiraflar silsilesi

Öncelikle, yurdumun dillere pelesenk olmuş “benim X arkadaşlarım da var” kalıbını kullandığım şu cümleyle sözlerime başlamak isterim:“Benim vegan arkadaşlarım da var taam mıa!?”

Evet, gerçekten var. Ve veganlara, gerçekten çok saygı duyarım, takdir ederim ve ayrıca hassasiyetlerine de saygı duyup onların yanında herhangi bir hayvan gıdası tüketmemek inceliğini içtenlikle gösteririm (bu sebepten bir veganla evlenmek istemezdim, et yiyemezdim ki!). Gerçekten de veganlık, kabul etmeliyiz ki, bizim tercihlerimizden daha“akıllıca”olduğu tartışmalı olsa da daha incelikli, daha vicdanlı, daha hassas ve bana kalırsa biraz da fedakâr bir tercihtir. Yani onlar, bizim yapmadığımız veya yapamadığımız şeyi başarmış insanlar, bana kalırsa siz de saygı duyun. Vegan arkadaşlarınız olsun, bu olmasa bile en azından mahallenizdeki veganları brokoliyle falan besleyin, nitekim brokoli görünce kocaman açılan mutlu gözlerle derhâl size (aslında brokoliye) reaksiyon göstereceklerdir. Brokoliye gelirsek, ki ben de çok severim, onu haşlanmış suda biraz yatırıp çıkarın ve bol limon, az zeytinyağıyla götürün. Üzerine biraz tuz da fena olmaz. Dünyanın en basit salatasıdır. Şefin tavsiyesi, bana güvenebilirsiniz.

Brokoliyi bir kenara bırakıp tekrar konumuza dönersek, öncelikle benim bu yazıyı yazmadan önce açık bir şekilde tarafımı belli eden bir beyanda bulunmam gerekiyor: Gerçekten çok ısrarlı ve samimi bir şiddet karşıtı olmama rağmen, yaşamımı haksız ve hukuksuz yere tehdit eden herhangi bir canlıyı, kendi türümden bile olsa, gerekiyorsa öldürmek suretiyle etkisiz hâle getirmekten zerre kadar çekinmem. Hukukta buna nefsi müdafaa denir, vahşi doğada ise“hayatta kalma”. Bir adım ileri gidersek, beni mutlu etmese de“beslenmek veya daha iyi beslenmek için”diğer türleri avlamak veya yetiştirilmiş bireylerini öldürüp yemekten, gurur duymasam da, utanmam. Yine de kötü şartlarda, yani işkence gören hücre mahkûmu gibi şartlarda yetiştirilmiş bireyleri yemek ilk değil, son tercihimdir. Basit, hatta gerçekten bir hayvan gibi basit bir yönüm de vardır ve o yönüm bana şunu öğretmiştir: İnsanoğlu da, geri kalan hemen hemen her tür gibi, av ve avcı konumundadır. Modern hayatla birlikte, birkaç asi bakteriyi falan saymazsak, neredeyse tüm diğer canlılar üzerinde tartışmasız bir hegemonya kurduğumuzu, artık av olma riskinden kurtulup avlanma gereği de duymadanyetiştiricilik ve kasaplıksuretiyle diğer türleri sırf öldürmek için beslediğimizin de bilincinde olacak kadar yetişkin bir insanım. Buna ek olarak, ilk (ve şimdilik tek) sefer yaptığım gibi, zaten kaçınılmaz bir şekilde öldürülecek bir canlıyı, sırf merak ettiğim için öldürebilirim. Kurbanlık bir koyundan bahsediyorum. Biliyorum, şartlar eşit değildi, yani yere yatırmıştık ve onu tutan insanlar vardı ama, bu işler böyle oluyor. Şimdi de bir böceği bile öldürmek lüzumu hissedersem ondan özür diliyorum, çünkü benim yaşam alanımda ne yapacağı belli olmayan çılgın böceklere yer yoktur (eğer güvenli uzaklaştırma imkânım yoksa). Her zaman dediğim gibi, ben bir aslanın bölgesinde sek sek oynayamıyorsam, bir aslanın ya da benden çok daha zayıf ama risk yaratan bir türün de benim bölgemde barınmasını istemem.

Sonuç olarak, diğer türlere mutlak ve acımasız bir düşman olmamama rağmen;yaşamımı koruma, bölgemi korumagibi sebeplerle bu türlerin keyfî davranışlarına geçit vermemek de benim hakkımdır, onları güvenle uzaklaştıramıyorsam ve tehdit yaratma potansiyelleri varsa, üzgünüm, onlar algılayamasa da bu onların sorunu. Buna ek olarak, örneğin asla bir hayvanı canlı yemek, ne bileyim bir maymun beynini canlı canlı kesip yemek gibi ileri düzeyde acımasızlıklarla işim olmamasına rağmen,beslenmekamacıyla da pek çok türün canını almakta mahsur görmem. Bu noktada duruşumu daha iyi anlatmak için“O canlıyla duygusal bağ kursaydın da yine öldürebilir miydin?”türünden klasik bir argümanı da yanıtlamam gerekiyor. Kedim veya köpeğimi kast ediyorsanız hayır, çünkü gerçekten de et açısından verimsiz türler ve zaten onlarla birlikte yaşamayı tercih etme amacımız da bu değil. Ayrıca birebir elimde büyüyen bir kuzuyu da kesmezdim, kıyamazdım tabii ki, ancak eğer mecbur kalsam özür diler ve kesebilirdim. Dostum, birimizin ölmesi gerekiyor ve üzgünüm, bu benim sorumlu olduğum kişiler olmayacak derdim. İyi bir dost olarak bana anlayış göstermesini umarım. Çok haince geldiğini biliyorum ama tabii ki uç bir durumdan bahsediyorum, misal 15 gündür açmışız falan yani anladın mı? Yoksa olacak iş değil tabii…

Zaten bu duygusallığın önüne geçmek için, sığır ve koyun gibi canlılar, sürü hâlinde yetiştirilir ve sürüdeki bireylerle yakınlık kurma şansımızın önüne geçmiş oluruz. Bir diğer nokta, bugün bile sürüler doğal avcılarının tehdidi altındadır, yani yetiştirilsin veya doğal ortamında olsun, kurt gibi yırtıcılar tarafından parçalanırlar ve inanın bana, kurtlar âdeta zevk için koca bir sürüyü öldürüp bir tekini bile yemeyecek kadar enteresan türlerdir. Bu durumda, kurdun hakkı varsa, benim de vardır. Koyunlara gelirsek, çoğu zaten ot falan yerken birçok küçük böceği de yemektedir. Sığırlarda ise böcek yeme oranı çok daha yüksektir. Elbette böceklerle memelileri kıyaslamıyorum, malumdur ki, nasıl ki bitkilere acımıyorsa veganlar, aynı sebepten, yani sinir sistemi pek gelişmeyip acı çekme olayını pek belli etmedikleri için, böceklere de pek acımazlar. Bana göreyse, can taşıyan her şey acımaya değerdir, bitkiler dâhil. Kurdun, sırtlanın, köpekbalığının ya da koyunun yaşam hakkı olarak birbirine üstünlüğü olmadığı gibi, bizim de onlara karşı yaşam hakkı üstünlüğümüz ilkesel anlamda yoktur ancak biz hayatta kalmanın, hatta mücadele etmeden hayatta kalmanın yolunu keşfetmiş tür olarak,zorbalıkla ve kolaycılıkla; yırtıcıların yaşam alanlarını kafamıza göre kısıtladık ve beslenmek için“ihtiyaç duyduğumuz”türleri de öldürmek için yetiştirmeye başladık.

Pek çok kısa ömürlü ağaç türü, ekonomik nedenlerle dikilir ve belirli bir yaşa gelince kesilir. Ayrıca, ömrünü tamamlamak üzere olan 150-250 yaşları arasındaki ağaçlar da kesilerek ekonomiye kazandırılır. Ancak, gıda sektöründe kullanılan kanlı canlı türler için“ömür doldurmasını beklemek”gibi bir uygulama yoktur. Bunun temel sebebi, öncelikle buna gerek görülmemesi (çünkü zaten anormal bir fazlalıkla bilerek üretiliyorlar), ikinci olaraksa ekonomik gerekçelerdir. Ancak, beslenmeye dayalı ekonomik gerekçeler olması, durumu ayrıcalıklı kılmaktadır. Yine de, bir canlı türünü öldürmek için çoğaltmak çok soylu bir davranış olarak görünmüyor, bunun için yapay et çalışmalarını yakından ve yürekten takip ediyorum. Ayrıca, başarılı yapay etler çıkartılıp bunlar erişilebilir olduğunda da büyük ihtimalle canlılardan elde edilen etlerin büyük kısmını tüketmeye son veririm, belki de hepsini… Evet, böyle çalışmalar var ve belki biz de göreceğiz, umarım da görürüz.

Yapay etlerden bahsederken ne demek istediğimi anlamış olmalısınız,“seçenekten”bahsediyorum. Yani, etyemezlik sağlık açısından bana göre hâlen oldukça tartışmalı bir konudur ve tarafımı et yemekten yana, daha vicdansız gibi görünse de, tercih etmiş biriyim. Bu tercihimi“ihtiyaçlarıma”dayandırırım.

Günümüzde kürk giymek bir ihtiyaç mıdır?

Peki, kürk giymek ne kadar“ihtiyaç”olabilir sizce? Eskiden kürkler, tamam her ne kadar içine giren kasıla kasıla yürüse de, temel olarak soğuktan korunmak için temin ediliyordu. Yapay giysileri bir kenara bırakın, dokumacılık bile oldukça kısıtlı (birçok yerde olmayan) bir sistemdi. Öyle 5 liraya tişört alayım, 40 liraya dandik de olsa mont alayım dediğin ucuzluk dünyası yoktu. Bugün dahi az sayıdaki bazı topluluklar kürklerle ısınmak zorunda kalmaktadır.

Ancak bizler, en azından teknolojinin hemen her nimetine erişebilir durumda olan bizler, kürklere asla ve kata mecbur değiliz. Bu durumda kürk, yani bana sorarsanız biraz, biraz değil baya baya haksız ve öldürmenin ötesinde canice duygular taşıyan bir tercihtir, gösteriş budalalığı mı desem, ne bileyim, hayvan fetişizmi mi desem… Bilemiyorum. Örneğin kaz tüylerine artık ihtiyacımız yok, bugün bile bu lanet talep yüzünden canlı canlı yolunan kazlar ağır işkence görmektedir. Ya da daha termal yalıtımlı pahalı ürünleri bırakın, elyafla bile ısınabiliyoruz montlarımızda, bu durumda kürk, lüks bile değil, başka bir şey artık, salt kötülüktür.

Eceliyle ölen bir hayvanın kürkünün alınmasını anlarım, nihayetinde ceset bütünlüğüne inanmayan bir organ bağışı destekçisiyim. Doğadan gelen bir şekilde doğaya gideceğinden, ne şekilde olduğu veya bu geri dönüşüm yolculuğunun ne kadar uzun olacağı fark yaratmaz. Ancak, sırf ölü gibi ruhsuz bakan mankenler giyip iki tur atsın, milyonlarca düşüncesiz insan da onları giysin diye kendi hâlinde buzulların üstünde takılan dünya tatlısı ve zararsız fokların işkenceyle öldürülmesini onaylamam mümkün değil. Foklar Omega 3 yağ asitleri üretimi için de öldürülüyormuş, öldüren firmalar da asıl parayı buradan kazanıyormuş ya, o Omega 3 bitkilerde bile var, nice ticari yetiştiriciliği yapılan balıklarda da var. Tek farkı, fok çok yağlı ve ondan çok çıkıyor anladın mı, yani firmanın temel amacı ihtiyaç karşılamak değil, düşük maliyetle daha çok kazanmak. Yani amaç da yöntem de feci falso. Delikanlı işi değil. Zaten eline çivili sopayı alıp fok öldüren bir insan bence delikanlı değildir, hani o çocuk aptallığınla horozlanıp da “okul çıkışında bekle ulan yeke yek” dediğinde yanında 10 kişiyle, arka cebinde de ekmek bıçağıyla seni bekleyen tip gibidir o, değerleri değil çıkarları vardır. Korkak ve kurnazdır, hem asil değildir hem de kötüdür.

Neyse yani, ha unutmadan ayrıca, katil balina ve kutup ayısı gibi canlıların da önemli besin kaynaklarından biri olan fokları“Ne şekilde yapılırsa yapılsın, kürk giyecem ben!”bayağılığıyla öldürtmek, ekosistemin de canına okumaktır. Ekosistem dediğin olay, okullarda gördüğün pek çok dersten daha önemli ve anlaman gereken bir olaydır. Kanada kota falan koyunca ekosistem tam anlamıyla korunmuş olmuyor yani…

Sonuç olarak, diğer türlere karşı işlediğimiz cinayetlerdeamaca ve öldürme biçiminebakarım. Bu kriterlerime göre et yemeyi gurur duymasam da kabul eder, cinayetle elde edilen kürk giymeyi ise kesin olarak reddederim (yolda eceliyle ölmüş ayı bulsam derisini yüzer evime atarım ama, bak o ayrı yani).

Yanisi güzelim okur;et yerim, kürk giymem.Sana da kesinlikle bu duruşu tavsiye ederim.






Fok katliamına karşı: Et yerim, kürk giymem


Fok katliamına karşı: Et yerim, kürk giymem


Fok katliamına karşı: Et yerim, kürk giymem


Fok katliamına karşı: Et yerim, kürk giymem


Fok katliamına karşı: Et yerim, kürk giymem


Fok katliamına karşı: Et yerim, kürk giymem


Fok katliamına karşı: Et yerim, kürk giymem